BİR VAROLUŞ SEBEBİ
“Gül kokulu sevgili”, “En yüce insan”, “Sevgilim” “Efendim”… Şeklindeki klasik tamlamalar ne denli yeterli olabilir onu anlatmakta? Ve onu tasvir etmeye kifayet edebilir mi uğrunda yazılan naat-ı şerifler ve övgüler ve bilhassa onun mukaddes nuruna adanan biçare sözcükler?
Maksat, onu anlatmak olunca, en nadide kelimelerle dahi tasavvur edilemez hale geliyor onun manevi resmi! Tükeniyor koca bir lisanda sözcük… Yıkılıyor adeta tüm anlamlar! Ve nasılda aciz bir hal alıyor bu uğurda harcadığım, kendimce “büyük” çaba!
Ve bu yazıda ona övgüler yağdırmak veya onu anlatmaya çalışma gafletine düşmek değil, ona layık bir ümmet olamayışın vicdan azabını, suni sözlerle dile getirmek veya tüm anlamların ilham kaynağı için, anlamsız fedakârlık nidaları atmak değil; yalnızca “O”na dair, kalemimin yettiğince bir şeyler söyleyebilmektir amacım…
Bir çocukluk heyecanıydı benimkisi… Öğrenirdim büyüklerimin dizleri dibinde ve ardından “Kimin ümmetisin?” sorusuna karşılık, usulca dökülürdü dudaklarımdan onun ismi… Ve canlanırdı çocuk zihnimde, en saf duygularla, en güzel peygamber resmi! Bilmezdim “Peygamber”in ne olduğunu… Ancak doğru cevap vermenin mutluluğu ile mest olurken, yüzlerde beliren takdir ifadeleriyle öğrendim ve anladım!
Bir katreyim ben! En büyük hakikat uğrunda yaratılan sonsuz âlemde bir küçük katre! Bir sonsuzluk pınarının var oluş sebebi, o mukaddes nurun yansımasıyım her insan gibi! Bu ölçü içerisinde ben, yalnızca, İslamiyet’in vahyolunduğu, son dinin peygamberi olarak değil; idrak etmeye çalışmaksızın, en büyük teslimiyet duygusu ile sığınıyorum hakikate!
Bir hudutsuz sevgi bu! Bir var oluş sebebiyle buluşmanın, âlemlerin meftun olduğu, yegâne hakikate kavuşmanın, hüzünlü özlemi ile insanı vecde getiren muhabbet! En büyük aşkın vesilesiyle yaratılmak ne büyük mutluluk! Ve ne büyük şeref gönüllere sığmayan sevgisiyle “En Sevgili” nin ümmeti olmak…
Satılırken köleler, eşya misali kullanılırken kadın, diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının ağlayışları ve annelerin çaresiz feryatları arasında, Cehllerin hüküm sürdüğü devirde, bütün insanlığa bir peygamber geldi! Bir peygamber… Bir güneş… Bir ufuk…
Peygamberim! Kâbe’de namaz kılıyor! Pislikler içinde vücudu! Peygamberim taşlanıyor Taif’te! Kan içinde ayakları… “Ya Rabbi!” diyor kendisine yaraşan sabırla! “Onlar bilmiyorlar!”
Ağlasam, dilimde salât ve selamlarla diner mi hasretim? Kavuşabilir miyim var oluş sebebime? Onun şefaatine nail olma ümidiyle yaşayıp, son nefesimde sayıklaya bilir miyim ismini?
Muhammed Ali Koçak